AH AZİZİM YAŞIYORUZ YA YETMEZ Mİ?

AH AZİZİM YAŞIYORUZ YA YETMEZ Mİ?
13 Ekim 2014 tarihinde eklendi, 2.020 kez okundu.
Related Apps

köşeyazıresmiAH AZİZİM YAŞIYORUZ NASILSA

Çok eskilerden kalma, siyah beyaz bir fotoğrafın, en solunda sadece gölgesi görünen bir siluet gibiyim. Gördüğüm bu soluk yüz bana mı ait? Bu buruşuk eller benim mi? Çehrem, geçtiğim her yolun izlerini bir harita misali resmetmiş. Ah be hayat! Meğer ne çok yorulmuşum seni yaşarken. Bütün bıkkınlıkları bir kenara bırakıp, yeniden heves toplamaya çalışırken, eskiden önemsemediğim, duymadığım kuş cıvıltıları bile artık içimi soluklandırmaya yetiyor. Sıradan bir umut çalınıyor kulaklarıma; “yaşıyoruz ya azizim” yetmez mi diyorum.

Kıymetini bilmediklerim, kıymet verdiklerimden hakikatmiş. Sonra sonra anlıyor insan ve sonradan kemale eriyormuş. Yaş ilerledikçe, ruh çocukluğunu geri istiyormuş. Şimdi tam da karşımda duruyor; o kısa pantolonlu, saçları darmadağınık, yüzündeki çilleriyle gülümseyen çocukluğum. El verse dokunsa yanına gideceğim. Eskisi gibi, toplayıp mahalleden arkadaşları, birdirbir oynayacağım. O modern olmak uğruna betona çevirdiğim bahçemin, tek tek taşlarını söküp toprakla yeniden barışacağım.

“ Ah azizim, şimdi o kısa pantolonlu çocuk olmak vardı”

Böyle değildik biz bir zamanlar. Tek hırsımız oyunu kazanmaktı. Sadece bu yüzden kırardık birbirimizi. Düştüğümüzde kanayan dizlerimiz dışında yaralarımız olmazdı. Birbirimize açtığımız yaralar yalnız parçalanan dizlerimizdi. Bir tek saklambaç oynarken ihanet ederdik. Açığa çıkan, gammazlardı diğerini. Sırf bu yüzden öyle kavgalar ederdik ki, ama küslük sadece bir gün sürerdi. Bir simit kaç parçaya bölünürdü hatırlamıyorum. Mahalledeki tek bisikleti sürmeyen kaç kişi kalmıştı? Biri diğerini kurtarmak için kahramanlık ederken, kaç kere dayak yer evine dönerdi. Kirlenmek ne güzeldi; bakteri derdi olmadan. Dalından meyveyi koparıp yıkamadan kazağına sürtüp, şöyle bir tozunu alıp yemenin keyfi paha biçilemezdi.

“ Ah azizim büyümek iyi gelmedi bize”

Yaralarımız artık iyileşmiyor. Dizlerimizi değil içimizi kanatıyoruz. Kavgalar masum değil; ihanet kol geziyor. Küsmeyi de unutmuşuz; şimdilerde silip atıyoruz. Artık tek derdimiz oyunu kazanmak değil; hırslarımız artık arsız. İyi niyet efsane misali masallarda kalmış. Dile değmez, ele gelmez sebepler türetip adını ekmek kavgası koymuşuz. Yok azizim yok; bu ekmek kavgası değil artık. Demode oldu çocuk mertliğimiz. Elimizdeki simit parçalara bölünmüyor. Sokak ortasında ölüme giderken canlar, kimse kahramanlık yapmıyor. Mikroptan kaçtıkça mikrop sarıyor her yanımızı. Dalından koparılıp yenecek meyve ağaçlarımız da yok.

Toprağı küstürdük, daha çok beton dikeceğiz diye. Suni bahçeleri tercih ettik, yemyeşil çiçekli kırların yerine. Yaşlı çınar ağaçlarını devirdik. Ah etti bu toprak bize. Doğrulmuyor ki belimiz. Gökyüzüne saldığımız onca zehir, şimdi ciğerlerimizi zehirliyor. Tabiat bizden hıncını çıkarıyor. Kış kış gibi değil, yaz yaz gibi. İnsanı yeniden canlandıran ilkbaharlar kısa, hüznü taşıyan sonbaharlar ise uzadıkça uzuyor. İçine şeker atıp yediğimiz, bembeyaz karlar yerine is yağıyor üzerimize. Yağmurlar çamurlu.

“ Ah azizim tabiat küstü bize”

“Hey gidi günler” den sonra yüzleşiyor insan yitirdikleri ile. Kah pişman, kah mutlu, kah tebessümle, kah ağlayarak hatırlıyor geçmişi. Her şeyi tadında, kararında yaşamanın mümkünü yok. Öyle ise neden tatsızlaştık bu kadar? Neden içimizde kurnaz tilkiler dolanıp duruyor. Sadık kalabilseydik ya biraz da içimizdeki çocuğa. Tek bedende çift kişi olup, böyle şizofren kavgalar yerine kendimizle dost kalmayı becerebilseydik. Ah azizim yaş kemale ermiş de,  hala kemaline eremedi umutlarım.

“ Ah azizim biz yine iyi düşünelim; her sabah güneş doğuyor nasılsa. Nasılsa yaşıyoruz yetmez mi?”

Ayla Kapıcı…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git