ALDANMAK VE ALDATMAK

ALDANMAK VE ALDATMAK
21 Kasım 2014 tarihinde eklendi, 1.621 kez okundu.

Aldanmak

Aldatmakla başladı aldanmak. Aldatan hep aldattığını sandı. Hap aldanan oldu sonunda. Aldatmanın ilk akla getirdiği kocanın aldatması oldu, çeşitlendi kadın da kocasına yaptı. Belki de hep aldatılmaktan nefret etti belki de feminist düşüncenin bir parçasıydı. Bazen de intikam duygusuyla yaptı. Çoğaltılacak sebepler çokken, kadınına da erkeğine de hiç yakışmadı aldatmak. Arsız bir eylemdi, kayıplar verdiren.

Meslek sınıf farkı gözetmedi hiç. Eğitimlisi de aldatıldı, eğitimsizi de. Tarlada çalışan da aldatıldı, meslek sahibi de. Ne zengini ayırdı, ne fakiri. Ne güzelliğe baktı ne çirkinliğe. Aldatmanın karşısında eşitti bütün farklılıklarımız.

En büyük aşklara yapılan en büyük haksızlık oldu. Sevgiyle kurulan yuvalar dağıldı. Edilen tüm yeminler yalan oldu. Nefret kol gezdi, bacası tüten evlerde. Kadın başka bir kadına tercih edilmeyi gurur meselesi saydı, aldatan daha gurursuzken… Hayat arkadaşını, başka hayatlar içinde düşünemedi. Başka ellerin dokunuşlarını hazmedemedi. Her dokunduğunda içinin titrediği tenden tiksindi. Öyle kıskandı ki nefret bile etse yanında kaldı. Cesaretsizliğini teselli edecek bahaneler bularak.

Anne ilk defa anne olmayı, baba baba olmayı unuttu. Aldatana ceza hep çocukla verildi. Ya hiç paylaşılamadı ya da ortalarda bırakıldı. Çocuklar ağladı hep yıkıntılar arasında. Annenin kırılan gururunu evlat tarafıyla teselli etmeye çalıştı. İlk defa idolü, kahramanı babasından utandı. Annesinin acizliğinden nefret etti. Terk edilen annesini terk etmemek için yeminler etti. Aldatmanın düşüncesizliğinin cezasını hep çocuklar çekti. Sadece biz değildik aldatılan.

Televizyon programlarında tartışıldı. Nedenler arandı. Niçinler sorgulandı. Aldatılan kadınlara mikrofon uzatıldı.

Sunucu sordu;

“Ne hissettiniz?”

Ne hissedebilirdi? Sunucu  bildiği bir cevabın sorusunu neden soruyordu.  Kadın bu soruya asla net bir cevap veremedi. Hep hikâyesiyle başladı söze. Sunucu anlıyor gibi hep başıyla onayladı, devam etti sormaya;

“Eşinizden şiddet gördünüz mü?”

Sanki aldatılmanın kendisi şiddet değil miydi? İlla tokat mı yemesi gerekiyordu. Kadın bu soruya genel de şöyle cevap verdi;

“Evet.”

Çirkinleşmiştir çünkü aldatan da aldatılan da. Aldatanın veremediği hesabın noktası olur atılan tokat. Sunucu şiddetin boyutuna takılmıştır. Devam eder;

“Bundan sonrası için ne yapmayı düşünüyorsunuz?”

İşte en can alıcı soru gelir. Kadın ya hiç düşünmeden cevap verir ya da detaylandırır.

“Çocuğumla yeni bir hayat kuracağım.”

Çünkü çocuk ona aittir artık.

Yaşayandan sonra uzmanlar başlar konuşmaya. Uzayıp gider ama aldatmaya çözüm bulacak uzman daha doğmamıştır. Kimi psikolojik boyutuna açıklık getirir. Açıkça yaşamadığı bu duruma… Evlilik danışmanları söz alır nasihatler verir uzman gözüyle. Dinleyiciler ders çıkarmaya çalışır. Çözüme bir türlü gelinmez. Yaşayanın ne hissettiği tam olarak bilinmez.

Aldatılan koca da kadında yaşayan çocukları da bir daha asla eskisi gibi olamaz. Güven duygusunun temeli sarsılmıştır. Artık kimse kimseye güvenmez, kimse eskisi gibi sevemez. Çocuğun ilk yaraları açılır yüreğinde, büyüse bile hep kanayan. Psikologlar bu yüzden çocukluğu inceler belki de. Yaranın şekli değişse de yara,  yara olarak kalır hep.

Aldatmak birbirimize yaptığımız büyük haksızlık. Kişiliğimize saygısızlık. Sevgi ve bağlılığa tezatlık. Dürüstlüğe en büyük hakaret. Aldatan aldanmıştır artık…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git