CİN ALİ SENİ ÇOK ÖZLEDİM

CİN ALİ SENİ ÇOK ÖZLEDİM
6 Ekim 2014 tarihinde eklendi, 3.893 kez okundu.

CİN ALİ SENİ ÇOK ÖZLEDİM

Daktilonun köşeli harflerine dokunan, parmaklar zamana yenik düştü. Sarı saman kâğıtların, o insanı içine çeken kokusu, ciğerlerimi terk edeli çok oldu. İki katlı evlerin, dar sokaklarını saran, pencere önü, teneke kutulu saksılarının, o benzersiz kokusu hâlâ burnumun direğini sızlatır. Geçmişimi değil, geçip gittiğim, yaşlarımın mekânlarını özlemekteyim. Otomobillerin cirit atmadığı dar sokakları, köşedeki bakkalı, yolun en sonunda ki huysuz, iki büklüm, ihtiyar manavı ve ürküten, kara yüzü, garip çığlığı ile mahalleyi inleten, eskici amcayı dün gibi hatırlarım. O zamanların belki de tek promosyonu olan, çikletten çıkan araba resimlerini biriktirdiğim, fiş dosyamı, gazoz kapaklarını taşla dümdüz ederek, ortasından ip geçirerek yaptığım fırıldağımı, ahşap topaçlarla düzenlediğimiz, kıyasıya yarıştığımız, ip çekme turnuvalarını, düşündükçe; içimde ki çocuk hâlâ aynı heyecanı yaşar durur.

Çok oyuncağım vardı benim fakat çoğunu da kendi ellerimle yapmıştım. Evcilik oynarken kullandığım tabaklar, annemin gözden çıkardıkları ya da yoldan bulduğum, plastik kutulardı. İlk yapbozum; gizili gizli, ocağın başından yürüttüğüm, kibrit kutularından çıkan, çöp adamlarım, geometrik şekilli evlerim, garip şekilli çiçeklerim ve üçgen çam ağaçlarımdı. Hiçbir şey bulamasam bile, günümü karınca yuvalarının yanına gidip; lokmalardan arta kalanları var gücüyle sırtlayan, yolunu şaşırmış, karıncalara yol göstermekle geçirirdim. Sanki ben göstermesem, onlar yolunu bulamayacak gibi. Çocukluk işte…

Her şey o kadar basit ve sıradandı ki, ilkokula başladığımda, önce Ela ile değil, Cin Ali’yle tanışmıştım. Eğik çizgilerle başlayan serüvenim, A, B, C ile devam edip ve ardından, o çöp adam ve ailesi ile devam etmişti. Ne çok severdim, o çöp adam ve ailesini. Kırmızı kurdeleyi, yakama ilk taktıran da onlardı zaten. O kadar hevesliydim ki onları okumaya, bu yüzden de sınıfta ilk kurdeleyi ben almıştım. Annem bunun gururunu yaşarken, benim tek derdim; terbiyeli, akıllı, uslu Cin Ali ve ailesiydi. İlk idolüm, sanırım Cin Ali’ydi… Öyle ki hala öğretmenimin adını değil, onları hatırlamamın başka ne nedeni olabilirdi ki? Hatta İzmir’de bir kitapçıda gezinirken, yerde, eski kitaplar arasında duran, o çöp aileyi gördüğümde ki sevincimi, başka türlü izah etmek galiba mümkün olmazdı. Hâlâ onun kadar, terbiyeli çocuklar kaldı mı bilmem ama ben ondan aldığım, bir parça terbiyeyi henüz unutmadım.

Lise yıllarıma dair birçok anekdot kaldı; zihnimde. İlk kırgınlıklarım, ilk küsüşlerim, isyanlarım, büyümek ile çocuk kalmak arasında, sıkışıp kaldığım, hayatı sorgulayan, ilk defa anne ve babamı yargıladığım, dünyayı tanıdıkça, korkan, bunalımlı, ergen hallerim… Çocukken sahip olduğum, iyi niyetim, ilk defa o zaman terk etmişti beni.  İhanet ne demekti öğrenmiştim.  Birdirbir oynadığım, cinsel kimlikten uzak, sadece arkadaşlarım bildiklerimle, bu defa, kız, erkek diye sınıflandırılmak tuhaf gelmişti bana.  Çocuk tanımı altında kalan, masumiyet yoktu artık…  Ezildikçe eziliyor, hayatın kurallarını tanıdıkça sertleşiyordu insan. Kişilik kazanmak demek, belki de böyle bir şeydi.

Aşk zannettiğim, ilk kalp atışlarım, o yıllarda vuku bulmuştu. Günahmış gibi sakladığım, utanarak anımsadığım,  farklı bir cinste, başka bir beni keşfettiğim,  bir öğretiydi aşk benim için.  İlk defa sorumluluk hissettiğim fakat isyanla baş kaldırdığım bir duyguydu tanıştığım. Hiçbir şeyin, ölümsüz olmadığı gibi, zamana yenik düştü; lise aşklarım… Unutmadığım, tek şey var, bu güne dair; o da başka türlü atan, kalp ritimlerim. O zamandan, bu zamana kadar, bir daha,  hiç öyle atmadı kalbim. Hayat, pembe renkli kâğıtlarda yazılı değilmiş, sevgi, ömürlük değil, lâkin aşk ilk kendini o zaman gösterirmiş.

Geçmişimi, geçmişimden geçen kimseyi özlemiyorum. Onlar, öğretilere sebepti sadece… Büyüme denen süreçte, yeteneksiz, diplomasız, öğretmenlerimdi. Biliyorum, ben de onlara öğrettim, öğrendiğim kadar. Sorguladığım her duyguda, yargıya vardım. Çocuktum, büyüdüm. Zaman da benimle birlikte, akıp gitti. Koşullar değişti, mekânlar değişti. Birçok kere değişime uğradım, tıpkı sizler gibi. Şimdi sorsanız bana; en çok neyi özledin? Cevabım şu olurdu; en çok Cin Ali’yi özledim…

Ayla KAPICI…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git