Seyri Alem

2.Böüm... Kış kapıya dayanmış, Balkanlar’dan gelen o meşhur soğuk hava dalgası etkisini göstermeye başlamıştı. Gri bulutlar beyazları çoktan gölgelemiş, yanına rüzgârları da alarak her gün, ağlatıyordu adeta gökyüzünü. Gökyüzünde bunca kasvet varken, iyi şeyler de düşünemiyordu insan. Kimse bilmiyordu ne çok sızladığımı... Güven konusunda benim gibi sorunlu olanlar bilir, boşluğa günah...
 1.Bölüm… Karmaşık bir metropoldür Başkent. Her türden, her telden insan, farklı kültürleriyle bir arada adeta gökkuşağını oluşturur. Ankara’nın dik yokuşlarında, yaşam telaşı her sabah yedide başlar. Otobüsler, dolmuşlar, taksiler harıl harıl çalışır karışarak insan seslerine. Bürokrasisini simgeleyen heybetli binaları, kendisini bu şehirde yaşayanlardan soyutlayıp, onlara biat ettirecek bir ciddiyet ve soğukluğu...
Kalbime demirledim gemiyi, artık bu limandan kalkış yok başka limanlara. Yorgunum yeni savaşlar için cenk etmeye. Zira değmiyor kazanacaklarım kaybedeceklerime. Ben eski zaman çocuğuyum bilmem yeni yetme sevmelerin cahil cesaretini. Platonik tükettiğim başlamadan biten ne çok sevda biriktirdim, biri diğerinden daha çok olgunlaştıran. Hiç birinin ne kokusunu bilirim ne de...
KENDİMİ ÖZLEDİM Bir sabah, farklı bir güne uyanmak, içimde gezinen kalabalıkları yanı başıma toplayıp, mutlu bir fotoğraf karesinin en soluna ilişmek değil, tam da ortasında durup, gülümseyebilmek isterdim. Yalnızlık, ne doğurgan bir duygudur aslında. Vazgeçtiğin ne kadar insan varsa, içinde mekân kuruyor. Sessiz tarafında, koca bir şehir inşa ediyor, içine yalandan...
BİR GARİP YOL HİKÂYESİ      Bazen, beklemediğiniz bir anda, hiç ummadığınız bir mekânda, hiç tanık olmadığınız bir hayatın kapısından içeri girebiliyordunuz. Bir gün, bana olduğu gibi... Sıradan, rastlantısal bir karşılaşmadan ibaretti o gün yaşadıklarım. Kadının kapıdan içeri girdiği an, bekleme salonunda o kadar boş sandalye varken, yanı başımdaki sandalyeyi seçmiş olmasını...
Küçücük bir ışık süzmesinin bile aydınlık hissi verebildiği karanlıklar vardır.  Bir mumdan, günden, güneşten, sokak lambasından veya  herhangi bir aydınlatma aracından yansıyan süreli ve geçici aydınlıklar... Birçoğumuzun karanlık fobisinin raslantısal olduğuna inanmıyorum. Bütün işitsel uyarıların aza indiği bir ortamda ortaya çıkan korkuların ortak bir noktası olmalı ve bana göre bu payda...
Başlıktan da anlaşılacağı üzere dümeni kırıp başka limanlara doğru seyahat etmek üzere yola çıktım. En başından bu yana yani kalemle parmaklarımın ilk sürtünmeye başladığı zamanlarda aslında tek istediğim de buydu. Bu gün bir yıl önce sosyal medyada paylaştığım bir serzenişim geldi tarihte bu gün bildirimlerinde. Okudum, sanki ben yazmamışım gibi okudum....
“Bir Ayrılık Güncesi”ydi bu ardından yazdıklarım. Günbe gün içimde çoğalan ve hiç bitiremediğim seni/mdi bana kalan. Keşke durum zamane aşkları kadar basit bir denklem olsaydı. Birinci gün; şaşkın, mutsuz, öfkeli. Dilimde sadece sitemler ve ahlar. İkinci gün uykusuz, iştahsız, yorgun. Bedenimle ruhumun ikilemleri arasında yitirdiğim uykular... Üçüncü gün, daha sakin,...
Anne, hatırlıyor musun; rahmine tutunduğumu ilk öğrendiğin ânı? Eğilip karnına doğru; “Hoş geldin bebeğim! Bayram sabahlarını heyecanla bekleyen çocukluğuma götürdün beni, teşekkür ederim.” Sıcacık nefesin ve sesinle ilk defa o gün tanıştım. Kıyamadım seni bırakıp gitmeye. Oysa çok ağladım cennetten saldıklarında dünyaya ruhumu. Kırılma, alınma sakın! Senin beni çok seveceğini, koruyup...
PAMUK ŞEKERİ AŞKLAR Pamuk şekerine benzeyen sevdalar tüketir insanı. Görünüşüne aldanırsın, büyüklüğüne kanarsın, sığmaz ellerine, diline değdiği an ise yok olup gider. Ardında küçücük bir şeker tanesi bırakarak. Tadına kolay ulaşıp, zor vazgeçeceğin pembemsi düşlerle kandırır seni. Çocuk gibi ağlatır ardından, tutturursun arsızca, o kocaman ama içi boş şeker tadında zehre...
VELHASIL! Her şey sevmeye niyet etmekle başladı. Derin denizlerde boğulmaktan korkup, sığ kenarlarda beline kadar suyla yüzmeyi yeni öğrenmiş bir çocuk gibi, ürkek ve tedirgindi kulaçlarım ve bunun artık bana yetmeyeceğini biliyordum. Cezp ediyordu artık açıklar. Korku bir elimden çekiyordu karaya doğru, diğer elim de cesaretle açık suları işaret ediyordu. Özgürlük...
 SUSMAK Susmak; bir damla gözyaşının içine sığdırılmış, onlarca kelimenin özeti, bazen de boğazında yutkunamadığın bir ağrı gibidir. Kimi zaman bir zaruret, kimi zaman mecburiyet, kimi zaman da keyfiyetle bir duruş biçimidir. Bir dua, bir yakarış, bazen de ah dolu bir bedduadır. Ne yiğitlik, ne de kalleşlik, bazen gereken, bazen de tenezzül...
SIĞINTI AŞK Yeni bir sefere çıkmıştı ömrüm, tam da orta yaşımda. Demleniyordu insanlığım henüz acımamıştı tadım… Ne yolun sonunda beni bekleyenler, ne de benimle gelecekler umurumdaydı. Yaşam döngüsünün içerisinde, birlikte evcilik oynayan bir dizi insandık sadece. Aşka hevesim, sevdaya merakım yoktu. Gökyüzü sadece maviydi, anlamı yoktu mavilerinin ne de beyaz pamuk...
İÇİME SİNMİYOR İçime sinmiyor, bu yaşadığım yeryüzü, bu altına sığındığım gökyüzü. İçime sinmiyor, yüreğime zoraki tıka basa doldurmaya çalışıp, sevmeye çalıştığım insanoğlu. İçime sinmiyor, yediğim özden yoksun yemekler, tadını unuttuğum meyveler. İçime sinmiyor, mevsiminde açmayan çiçekler, vakitsiz üzerime yağan yağmurlar. İçime sinmiyor, ne hayat ne de ondan olanlar. Sıradan ezberler, iç...
Aldanmak Aldatmakla başladı aldanmak. Aldatan hep aldattığını sandı. Hap aldanan oldu sonunda. Aldatmanın ilk akla getirdiği kocanın aldatması oldu, çeşitlendi kadın da kocasına yaptı. Belki de hep aldatılmaktan nefret etti belki de feminist düşüncenin bir parçasıydı. Bazen de intikam duygusuyla yaptı. Çoğaltılacak sebepler çokken, kadınına da erkeğine de hiç yakışmadı aldatmak....
Samimiyetsiz yüzler Dürüstüm, dürüstsün, dürüstüz. Yalan…  Hepimiz kendi kabuğumuza hapsolmuşuz. En yakınında ki nefes bile çoğu zaman yabancı. Baktığın, göremediğin, duyamadığın sesler var. Yalanız, yalancıyız, yalancılar. Gerçek bu… Sakladıklarımız, en çok korktuklarımız. Yalnızız, yok sırdaşımız. Konuşamadıklarımız, pişmanlıklarımız. Dile getiremediklerimiz, düşlerimiz. Hayat bir tiyatro sahnesi ve hepimiz de iyi birer oyuncu. Verilen...
Küçük sırlar Söylenmeyen, bir türlü dile gelmeyen, küçük ama etkili gizemler taşır yürek. İnsanın içindeki sırdaşa dile gelir. Utanırsın, bazen söyleyemediklerini düşünmekten. Bu sebeple ardından hep inkâr gelir. Hayatın yazılı olmayan anayasası içinde adalet beklersin. Hakkını asla savunamazsın. Küçük sırların gizli tanıktır. Bu gizli dostu sen hiç ele veremezsin. Bedeli özgürlüğün...
İKİ  YÜZLÜYÜM Her sabah ben gibi uyanıp, ilerleyen saatlerde hâlâ benim bile yabancısı olduğum, kişiliklere bürünüyorum. Ne ben onlara alışabildim, ne de onlar bana… Lakin mecburiyetlerim çekilir kıldı; çoğalan kimlikleri. Her telden, her türden, ortaya karışık yaşıyoruz işte, kâh düşman, kâh kardeş. Arada çıkıntılık yapıyor, kızdırıyorum; zorunlu hallerimi. Oda hapislerinde cezalandırılıyorum;...
                                                       Mümkünsüzüm Bugün, dışarı bir pencere araladım. Garip! Onca çokluğa rağmen nasıl da sıradanız. Karşıdan geçen araçları, önümden geçen insanları izledim. Kış mevsiminin bütün tezatlığını ortaya koyacak...
ZORAKİ AYRILIK Ben ve sen içinde kaç defa düşündün beni? Aynı yoldan kaç defa yürüdün benimle? Senin hep bir kestirmen vardı, benim ise yollarım uzun. Kaç defa denizin mavisini benim gözümden görebildin? Sen suyu sevdin ben rengini. Biz hiç aynı gözden bakamadık gökyüzüne. Sen bulutun beyazını gördün, ben gök kubbeyi. Bir...
CİN ALİ SENİ ÇOK ÖZLEDİM Daktilonun köşeli harflerine dokunan, parmaklar zamana yenik düştü. Sarı saman kâğıtların, o insanı içine çeken kokusu, ciğerlerimi terk edeli çok oldu. İki katlı evlerin, dar sokaklarını saran, pencere önü, teneke kutulu saksılarının, o benzersiz kokusu hâlâ burnumun direğini sızlatır. Geçmişimi değil, geçip gittiğim, yaşlarımın mekânlarını özlemekteyim....
Sayfa başına git