Nedir Asıl Derdimiz?

Nedir Asıl Derdimiz?
21 Kasım 2014 tarihinde eklendi, 1.437 kez okundu.

NEDİR ASIL DERDİMİZ?

Memleketimin halini sorgulamaya varmıyor dilim. Bir şeyler değil, birçok şeyin ters gittiği aşikâr. Nereden başlasak anlatmaya, neresinden tutsak meselenin. Ortada adını koyamadığım bir kaos var. Mesele inançlarımız mı? İnandırılmaya zorlandırıldıklarımız mı?  Ben İslam dini gerçekleriyle ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ideolojisiyle büyüdüm. Bana ilk önce, Müslüman olmanın ne demek olduğu anlatıldı. Yaradana ve ondan olan bütün peygamberlere inandım. İslâm dininin inançtan öte bir yaşam biçimi olduğunun, önce insanın özüne, iyiliğine vurgu yaptığının, kötülüğün sakıncalarının, temizliğin öneminin, insan ilişkilerinde izlenilmesi gereken tutumların, evliliğin gereklerinin, eşine ve evladına karşı sorumluluklarının önemini ve daha birçok bilginin bulunduğu kutsal kitabı saygıyla okudum. Bağnaz suçlaması yapılan Müslümanlara olan yargıya isyan ettim. Bilim, fen, ilim ne arasam bulduğum bir dinin inancına mensup olmaktan gurur duydum. Mükemmelden ötesini veren İslâm dinini yorumlamaktan aciz, kendi çıkarları doğrultusunda algılayan herkese ise öfke kustum.

Okula başladıktan sonra da Atatürk’le tanıştırıldım. Bana onu sevmeyi öğrettiler. Ama ben seveceğim bu ölümsüz liderin, hayatını, vatana hizmetlerini, inkılâplarını, öğretilerini, ideolojisini tek tek araştırıp okudum. Cumhuriyetin kurulmasına sebep olan büyük Ata’ya ve bu uğurda, onunla birlikte savaşan atalarımıza da saygı duydum. Minnetimi hiç unutmadım. Onu putlaştırmadan sevdim. Heykelinin önünde saygıyla İstiklâl marşını okurken, ona ve vatan uğruna şehit olan ecdadıma dua etmeyi de hiç unutmadım. Bana dayatılan ya da öğretilen hiçbir şeye körü körüne inanmadım. Akıl ve vicdanımla ikna oldum. Hiçbir zaman fanatik bir taraftar olmadım. Kemalist ya da, sonu başka bir ekle biten bir ideolojiye sahip değilim. Sadece insanım. Kabul ettiğim dinime, topraklarında yaşadığım vatanıma, bu uğurda sonsuz hizmetleri olan Ata’ma, ecdadıma minnetim ve sevgim hiç bitmedi.

Sap ve samanı birbirine karıştırmamanın ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurduğu gün gibi ortada. Yandaş kavramı, kardeşliğin önüne geçti. Durduk yere huzursuzca ağlayan çocuklar gibiyiz. Tanımsız, aslı suretinden bozuk eylemlerle bölündük, parçalara ayrıldık. Siz olduk, biz olduk… Anlatılanlarla yaşananlar çok farklı. Orantısız güç, kişisel hırslar insanlığı kemirip duruyor. Bizler kullanılıyoruz; ya şakşakçıyız ya da isyankâr. Eleştiriler ise dozunu, haddini çoktan aşmış. Geldiğimiz noktayı düşündükçe, sorguladıkça zihnim yoruluyor. Huzur içinde ekmek yediğim vatanımda şimdi huzursuz, şimdi kaygılıyım. Giderek bunalımlara sürükleniyoruz. Güvensizlik diz boyu. Korkmamak elde değil, neler oluyor bize? Nedir bu hızlı çöküş? Teknoloji, medeniyet, çağa ayak uydurma derken, insanlığımızı yitirdik. Eskiden sevgi adına kopardığımız, papatyanın yaprakları şimdi ayaklar altında. Bırakın yaprak yaprak dökülmeyi, dal dal kırılıyoruz. Köklerimiz çürümeye başladı. Türk’ün çınar ağacı devrilmek üzere…

Kabul etmek gerekir ki öfkeli bir toplumuz. Var olduğumuz hayat içerisinde çektiğimiz sıkıntılar, bizleri giderek daha da tahammülsüz bireyler haline getirdi. Mutsuzluğumuzun, üzüntülerimizin acısını, karşımızdakinden çıkarmak nasıl bir tatmin duygusu yaratır insanda bunu anlayabilmek gerçekten çok zor. Gün geçmiyor ki, her gün örnekleri daha da çoğalarak önümüze geliyor tahammülsüzlüğümüzün. Ve beni daha da çok ürküten şu ki; şaşırmıyoruz artık birilerinin dövülmesine ya da öldürülmesine. Şiddetin bu kadar hayatımızın başköşesine yerleşmesinin belki de tek sebebi, unuttuğumuz hoşgörü duygumuz. Kaybettiğimiz empati yeteneğimiz, bencillikle giderek yitirdiğimiz insani değerlerimiz. En önemlisi de bir yerlere sakladığımız vicdanımız. Kısacası giden akıl sağlımız.

Ayla Kapıcı…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git