RUH BEDENE KÜSERSE

RUH BEDENE KÜSERSE
15 Mayıs 2015 tarihinde eklendi, 1.769 kez okundu.
Related Apps

 

1966779_1495320267359392_473904667220599537_n KİTAP ALINTILARI….

“Eski bir hikâyeden geldim sana. Kusura bakma; üstüm başım mutsuzluk içinde, görmüyor musun? Güzel olan her şeye biraz eksiğim, al ve tamamla beni. Allah biliyor; adını arayan bir deliydim; sana geldiğim yerde. Hiç kimliğim yok, kimse beni bilmiyor, sen beni sevmeyince. Sev beni! Çünkü ben, yer çekimi kanununa karşı gelerek, kirlenmiş onca yalan sevdalara inat, bel altıma düşürmeden kutsal bir kitap gibi, kalp hizamda sakladım seni.”

Ruh Bedene Küserse/Sığıntı Aşk

Ayla Kapıcı

 

“Vesselam; hüzün düştükçe kalbime, yürek yasımı biriktirir oldum içimde. Üst üste giyinsem de üşür oldum sensizlikten, yüreğime yağan hüzünlerdir belki de sebebi. Bir elim aşkı yazarken, diğeri karalıyor üzerini şimdilerde. Silgi daha çok kullanır oldum, sanırım kalemler unutuyor artık ikimizi. Biliyor musun? Artık çay demleyip, saatlerce gelirsin diye bekleyip soğutmuyorum. Kahve yapıyorum çabuk tarafından kendime ve en iyi dostum yalnızlıkla oturup, içiyorum keyifle. Hiç bilmediğim bir dilden sövüyorum bu şehrin ve senin gelmişine geçmişine.”

Ruh Bedene Küserse/Sığıntı Aşk

Ayla Kapıcı

 

“Ey benim düşleri karalı, kapısı hep ayrılığa aralı, asi ömrümün mazlumu kalbim! Sığıntı aşkların yetim bakışlı çocuğu! Bağışla şu aşka arsız serseriyi. Küsüp gitme onlar gibi, soldurdum diye gamzelerini. Satır arasında göremediklerim, meğer tırnak içinde okunuyormuş. Düşünde gördüğün masumiyet yetmiyormuş. Bir gönle yataklık yapacaksa insan, bir ömür yetecek aydınlığı olmalıymış. Sevda yolu dikenlerle bezeliymiş. Şefkati meşakkatinden azade değil. Yürek mahzende sevgilinin esiri imiş, özgürlük tutsaklıktan öte değil. Beyhude geçecek bir ömre kanaat etmek düşer şimdi bana, aşığın fıtratında huzur elzem değil. Hakikatin gözü kör, bir yalanın içinde sözler kâfi değil. Umut yeter mi, yoksa hacet? Kırk gün, kırk gece ibadet kâfi değil. Etsen de yârin gönlünü kutsal mabet, nasipten öte yol, sonun değil. Aşkın gözü kör derler, ne büyük yalanmış, âşık görmeyi bilmezmiş, baksa da kâfi değil… Sığıntı gibi iliştiğin bir kalpte, aşk fakir, âşık yoksul bir dilenci ise ayrılık kaçınılmaz son ve rüyadan uyanmak, gerçekle yüzleşmekten daha zor değil…”

Ruh Bedene Küserse/Sığıntı Aşk

Ayla Kapıcı

“Ah! Benim uzaklardaki memleket kokan sevdiğim, seninle başka bir gökyüzünde yaşayamadığım ne varsa yaşayacağım. Orada güneş başka yerden doğup, başka yerden batacak. Gecenin o boğazımı sıkan ellerinin yerinde, dudakların gezinecek. Sana bir annenin evladına sızlayan vicdanı ve şefkatiyle sarılacağım. Görmeyeceksin ama varlığımı hep ensende hissedeceksin ve soluduğun hava kokumu getirecek sana. Ben korkularımı aldım bir kenara ve yüzleştim kendimle. Ve dedim ki; “Sevdim, seviyorum, seveceğim” Yani uzun lafın kısası; bu yalancı bir ayrılık!”

Ruh Bedene Küserse/Sığıntı Aşk

Ayla Kapıcı

 

“Sende yitirdiğim hırslarımı sana helal ediyorum. Kendim olmaktan vazgeçtiğim bütün günler sana olan sevdamın hediyesi olsun. Kaldı ki, uzun bir süre daha günlerimi seninle alıştırdığım kendime tahammül etmekle geçireceğim. Kim bilir belki de aynı ben kalacağım. Öyle ya, alışkanlıklar kolay terk edilmiyor. Kim bilir belki de seni kendime tercih edip, geri dönüp gurursuzca yalvaracağım. Fakat şimdi gitmek istiyorum. Kalırsam senden nefret edeceğim, gidersem de kendimden.”

Ruh Bedene Küserse/Zoraki Ayrılık

Ayla Kapıcı

 

“Var olmak için, bir tek adının yazılı olduğu nüfus cüzdanı yetmiyordu insana…”

Ruh Bedene Küserse/Adı Hasret

Ayla Kapıcı

 

“Zeynep’in çakır gözleri, Yusuf’un gözbebeklerinin içinde, adeta bir ay gibi parlıyordu. Aşk, sur gibi üfleniyordu ruhlarının derinliklerine. Eller çoktan kenetlenmişti birbirine. O kalabalık içinde sanki bir tek ikisi vardı. Anadan üryan, çırılçıplaktı aşk. Tarladan hasat edilen, buğday başakları gibi değirmende öğütecekti ikisini de. Aşkın, huzuruna çıkmışlardı artık, o kutsal makamda sabrın, meşakkatin, az gülmenin çokça ağlamanın, hem sahip olmanın, hem de sahipsizliğin ve rotası çizilemeyen aşkın sırlarını keşfedeceklerdi; çetin bir imtihanla…”

Ruh Bedene Küserse/Adı Hasret

Ayla Kapıcı

 

“Hasret, geçmişinin izlerini aklından silemiyordu. El ayak çekilip, yalnız kaldığında, kendi sessizliğinde boğuluyordu. Her şeyi yapabilecek kudreti vardı oysa. Fakat kalbinin bedenine hükmü geçmiyor, o kıvranıp durdukça, sağır oluyordu; görmemek içinse kör. Köşe bucak saklanıp İstanbul’un en izbe, en kuytu sokağında izini kaybettirmek ve geçmişi orada bırakıp, dönüp sırtını gitmek istiyordu ama ardına saklanan gölgesi bir anda önünü kesip, tokatlıyordu sanki yüzünü. Kendinden her firarında, kaçak göçmenler gibi, zorla getiriliyordu ait olmadığı vatanına. Gitgide daha da soğuyordu kendinden ve kendini var edip, sahipsiz bırakanlardan. Üşüyor, üşüdükçe soğuyor; soğudukça taşa dönüyordu sol yanı.”

Ruh Bedene Küserse/Adı Hasret

Ayla Kapıcı

 

“Zeynep sorgusuz, sualsiz kabullendiği bir hayatın parçasıydı artık. Ne aşk umurundaydı, ne de kaçırdığı gençliği. Bir parça yaşamak ağrısı vardı ellerinde. Unutmalıydı, en çok da kendini. O serseri bakışlı kızı, işlediği oyalara attığı düğümlerde, düşlediği yarınlarının yanına sandığa kilitlemenin zamanı gelmişti. Kalbinin pusulası kırılmıştı artık. Yuları boynuna takılan, asi bir kısraktı. Koşamazdı, dörtnala rüzgârın kızı.”

Ruh Bedene Küserse/Adı Hasret

Ayla Kapıcı

 

“Tek düze yaşam kaygıları içinde, iki farklı bedenin ev sahipliğini yaptığı kaybolmuş ruhlardı onlar. Ayrı yerlerde, ayrı mekânlarda, başka fısıltıların, yavan sohbetlerin, yapay gülümsemelerin bir parçası, aynı gökyüzünün altında ve birbirlerinden habersiz… Günün aydınlığında, kendi karanlık, dar sokaklarında tek başına devasal ve heybetli yalnızlıkları içinde, içini çeke çeke ağlayan, kimsesiz birer çocuktular. Sırtlarında sıyırıp atamadıkları mecburi libas, kapatmaya yetmezdi tenlerindeki çıplaklığı. İsmet cennete doğru kanatlanıp uçarken, abla yeryüzündeki cehennemde artık yapayalnız kalmıştı.”

Ruh Bedene Küserse/Adı Hasret

Ayla Kapıcı

 

“Umudunu bembeyaz bir mendil gibi tut ellerinde, sonra bir ağaç bul kökleri sağlam, dalları yemyeşil. Çocukluğunda korkuyu bertaraf edip, en tepesine çıkmak için o ağacın, gösterdiğin gayreti hatırla. Sıva kollarını tırman yine en tepeye. Bulduğun en sağlam dalın ucuna bağla mendilini. Bir dilek tut duayla harmanlayıp. Göreceksin, içindeki o karanlıkta bir kandil yanacak. Gün gelecek çoğalacak ışığın. Kalbine batan öfke dikenlerini tek tek sabrın cımbızıyla sök at. Unutma o kalp senin en büyük servetin. İzin verme günlük telaşların isyanıyla pas tutmasına. Yaşam dedikleri çoğu zaman bir ağrı gibi delip geçer sineni. Kimse sarmasa da sen sar sarmala onu. Unutma o kalp senin en büyük servetin. İnanmakla başlar gelecek kaygısı. Ve inanmak başarmanın ikiz kardeşi gibidir. Önce sen inan gerisini verir sana yaradan.”

Ruh Bedene Küserse/Adı Hasret

Ayla Kapıcı

 

“Biz galiba çok yorulduk. Şimdi kendi içimizdeki sılaya dönme vaktidir, artık bize bu mekân gurbettir…”

Ruh Bedene Küserse/Sılaya Gitme Vaktidir

Ayla Kapıcı

 

“Susmak; tek kelimeye sığdırılan, bir devrim… Bakıştan, duruştan, az/dan öz/ü anlamak. Zihnine değen, her lakırdının kalemsiz kâtibi… Kimi zaman içinde gezinen huzursuz bir tilki, kimi zaman da, sinsi sinsi ruhunu kemiren bir kurt. Bazen utanç sebebi, bazen de bilge bir duruş. Hor görmek muhatabını, zekâsını sorgulamak, ön yargı ile önsezi arasında sıkışmış bir aşağılama biçimi. “Nasıl olsa anlamayacaksın” demek, anlatamayacağını hesaba katmadan. Bazen arsızca üste çıkmak için, sükûtun gururlu gölgesine sığınmak.”

Ruh Bedene Küserse/Susmak

Ayla Kapıcı

 

“Susmak, koca bir ömrün, satır aralarına sıkışmış duyulmayan tırnak işaretleridir.”

Ruh Beden Küserse/Susmak

Ayla Kapıcı

 

“Siz bakmayın benim çelimsiz bedenime, cesaretim dağları deler. Emekçidir nasır tutmuş ellerim. Kafa tutarım sert rüzgârlara, gök kuşağı gibidir çehrem. Her renk vardır yüzümde. Sarıda hüznü, kırmızıda aşkı, yeşilde dostluğu, mavide umudu, beyazda masumiyeti taşırım. Dört mevsim çiçeklerim solmaz. Kışın kardelenler, yazın güller, baharda papatyalar açar bende. Keder uğursuz bir ıslık gibi çalındığında kulaklarıma, ben umut türküleri çalar söylerim. Mutsuzum derken bile, mutlu ederim benden olanları. Kollarımda öyle bir ilahi güç vardır ki yaratanın bahşettiği, öyle sarmalarım ki kalkan olur kollarım.”

Ruh Bedene Küserse/Kadınım Ben

Ayla Kapıcı

 

“Kadınım ben; ağlatmayın, vurmayın bana. Gözyaşlarım ateş olur, ahım yakar sizi. Kadınım ben; hoş gördüğüm gibi hoş görün beni. Sevdiğim gibi sevin. Örselemeyin ruhumu. Kadınım ben; yaşatın öldürmeyin beni. Kadınım ben; tanrının kutsal saydığı. Kadınım ben, size emanet edilen. Kadınım ben, anayım sevenim sevilenim elleri memleket kokan.”

Ruh Bedene Küserse/Kadınım Ben

Ayla Kapıcı

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git