Susmak…

Susmak…
29 Mart 2015 tarihinde eklendi, 1.377 kez okundu.

 SUSMAK

Susmak; bir damla gözyaşının içine sığdırılmış, onlarca kelimenin özeti, bazen de boğazında yutkunamadığın bir ağrı gibidir. Kimi zaman bir zaruret, kimi zaman mecburiyet, kimi zaman da keyfiyetle bir duruş biçimidir. Bir dua, bir yakarış, bazen de ah dolu bir bedduadır. Ne yiğitlik, ne de kalleşlik, bazen gereken, bazen de tenezzül edilmeyendir. Aciz saymaktır; kelimeleri, yok saymak ve sessiz bir başkaldırıdır. Anlaşılması en zor olan, beş duyu organının çaresizliğidir. Saklanmak, saklamak, gizemli; kâh nazarından korkulan, kâh gazabından…

Dilin çaresizliği, konuşamamanın acizliği, bazı bazı asaleti… Tek kelimeye sığdırılan, bir devrim… Bakıştan, duruştan, az/dan öz/ü anlamak. Zihnine değen, her lakırdının kalemsiz kâtibi… Kimi zaman içinde gezinen huzursuz bir tilki, kimi zaman da, sinsi sinsi ruhunu kemiren bir kurt. Bazen utanç sebebi, bazen de bilge bir duruş. Hor görmek muhatabını, zekâsını sorgulamak, ön yargı ile önsezi arasında sıkışmış bir aşağılama biçimi. “Nasıl olsa anlamayacaksın” demek, anlatamayacağını hesaba katmadan. Bazen arsızca üste çıkmak için, sükûtun gururlu gölgesine sığınmak.

Duygularını dizginlemek, söylenmiş tek sözün mecburiyetinden korkup, sinmek bir köşeye. Aşkın karşılıksız hali… Platonik acı çekmek, şizofrenik bir aşka tutsak etmek kendini bilerek. Anlamının altında ezilmemek için, söyleneceklerini kendine saklamak.   Kimi zaman yargılanmaktan ve mahkûmiyetten sakınmak, yolun sonunu önceden hesaplayıp, kararı en başından vermek. Duygu göçleri, ömür boyu sırtında taşıyacağın bir kamburun ilk nasırlı hali ve en baştan yitirmek umudunu, kara düşlerin gölgesine sığınmaktır. Çaresizliğin dibinde, sığ kalmayı yeğlemek. Sevgilinin gözlerine bakıp, onca hissin arasında kaybolmaktır. Dokunduğunda, tanımlayamamaktır, karın boşluğunda yaşanan karmaşayı. Derin bir iç çekişin, ardında kalanı gizlemektir; şehveti, masumiyeti ve arsızlığı… Çok hissedip, tüketmemektir anlamını…

Susmak; manasını, önemini, değerini yitirmiş, her kelimeye baş kaldırmaktır. Susmak, tertemiz bir sayfayı, boş sözlerle kirletmemek demektir. Susmak, bir baş kaldırış değil, susmak sustuklarına tenezzül etmemek demektir. Konuşanlardan, korkakça susanlardan, daha erdemli olmaktır. Susmak, boş yere tüketmemektir kelimeleri. Sözü ağırlığınca tartmaktır.

Susmak, koca bir ömrün, satır aralarına sıkışmış duyulmayan tırnak işaretleridir. Hiç yaşayamayacaklarının diyetidir. Mecburiyetlerinin içinde sıkışıp, kendine ihanetin bedelidir. Susmak, aslında sadece kendinle konuşmaktır. Sessiz bir yakarış, sahip çıkmadığın, aslındır. Yolunu, yönünü her yitirdiğinde, kendini aramaktır.

Kabullenmek, rıza göstermek, boyun bükmek, gururun teslimiyetinde sessizce yaşamaktır öfkeyi. Gebe kalmamak, kelimelerin yetersizliğine, değişkenliğine tanık etmemektir kimseyi. “ Söz gümüşse, sükût altın” a sığınmak ve kulağa ilişmeyenleri, değer saymaktır. Çok konuşanın değersizliğinden sakınıp, kurnazca yapılmış bir eylemdir. Bir kelime içinde onca anlamı, onca duruşu, sezdirmeden, suçlanmadan yaşamak; masumiyetin nişanı, öfkenin gizli emelleri, dile değmeyen küfrüdür.

Kısaca; “susmak; bir devrimdir.”

Ruh Bedene Küserse/Ayla Kapıcı…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git