Velhasıl!

Velhasıl!
14 Nisan 2016 tarihinde eklendi, 829 kez okundu.

20 - IASVELHASIL!

Her şey sevmeye niyet etmekle başladı. Derin denizlerde boğulmaktan korkup, sığ kenarlarda beline kadar suyla yüzmeyi yeni öğrenmiş bir çocuk gibi, ürkek ve tedirgindi kulaçlarım ve bunun artık bana yetmeyeceğini biliyordum. Cezp ediyordu artık açıklar. Korku bir elimden çekiyordu karaya doğru, diğer elim de cesaretle açık suları işaret ediyordu. Özgürlük duygusunun o tutkulu hırsı yavaş yavaş içime işliyordu, korkaklığı bertaraf edip. Beden çekiştirilmekten bıkmış ve kendi iç sesiyle yüzleşiyordu adeta. Hayatımı yönetme yetkisini elimden alan sevdiklerime baş kaldırış, açıkça bir isyanın habercisiydi, bu gelecek kaygım. Koyun gibi güdülmekten, sağa sola çekiştirilirken, önümü görememekten daha kötü ne olabilirdi ki? Tanışık olduğum herkese aslında yabancı olduğumu, sevme anlayışımın diğerlerinden farklı olduğunu, beklentisiz, koşulsuz içimde büyütüp aslından daha da çok devleştirdiğim insanların, ne kadar zavallı ve sevgiden yoksun olduklarını fark etmek, zincirlerimi kırmış, tabularımı yıkmıştı.

Her gece, evimin penceresinden yarım yamalak gördüğüm denizi izlerken, midem bulanıyor ve yalnızlık kusuyordum sonunda. Kalabalıklar saklamaya yetmiyordu, kimsesiz bıraktığım yanımı. Yüz yüze, burun buruna, aynı havayı teneffüs ettiğim insanların, yan yanayken bile, benden kilometrelerce uzakta olduklarını, gündelik sohbetlerin sıradanlığının yanına demlenmiş çayın keyif vermediğini, yalnız içmeyi yeğlediğim kahvelerden anlamıştım. Bu kadar sıra dışı sevmeye meyletmişken, bu sıradanlığın içinde olmakta neyin nesiydi? Ellerim değil, ruhum kaşınıyordu sanki. Amansız bir hastalığa yakalanmış gibi, iyi olmaktan ümidini kesmiş, sonunu önceden kabullenmiş çaresiz biri olmak istemiyordum. Bana biçilen her neyse rıza gösterip, boyun bükmek bana göre değildi. Çünkü biliyordum, ruhum aksi halde huzur bulmayacaktı. İçine sindirebilmekti sevmek, kıvama getirmek kalbini, sevmeye meylettiğini süslemek, kusurlarını görmemekti asıl meziyet. Karşındakinde gördüğün tek bir nedene bel bağlayıp, ötekileri es geçmekti belki de.

Sevilenin, şımarıklıklarını hoş görmek, sözüm meclisten dışarı, kendi ellerinle bir tarafını kaldırdığın insanları pohpohlamayı gururdan saymamak, hak etmeseler bile kalbinin başköşesine oturtabilmek zor zanaattı ve zoru sevmek de ayrı bir cesaret istiyordu elbette. Aslında içten içe, bencillik etmekti sevmek isteyene. “Ben seni sevmek istedim; ötesinden bana ne?” diyebilmek, sevmeye de niyet etmekti bir yerde. Çünkü niyetle başlıyordu her şey. Ötesinde biraz kör, biraz sağır olabilmeyi göze alıyordu insan. Zaman zaman karşındaki gururunu sorgularken, sen dürüstlüğünün derdinde oluyordun. “Seviyorum” demeye üşenenlerden, daha zinde bir tutkuyla bağlanıyordun kimilerine, hak etmediklerini bilsen bile. Bir nevi yok saymak gibi, onların seni yok saydığını zannettikleri gibi. Velhasıl; sevmeyi kabullenmek, onun her zorluğuna boyun bükmek, açık sularda boğulmayı göze alabilecek cesarete sahip olabilmekti. Sevilenin kibrini görmezden gelmek, en az onun kadar bencil olabilmekti.

Sevmek, en diplerde olmak, sınırlarını zorlamak, zaman zaman kendini, zaman zaman onu yok saymaktı. Sebepli sevmelere inat, nedensiz de sevebilmeyi göze alabilmekti. Sevdiğini şımartmak, onu bulunmaz Bursa kumaşı ilan etmekti. Yaşamak istediğin, hazla bencilleşmek, aslını görmezden gelmek, hak ettiğinden de fazlasını, koşulsuz sunabilmekti. Sevmek, sevebilmek en zoruydu, aslında en kolay görünen. Bencilliğine küfretmemek, gidişine ah etmemekti. Sevmek, yüreğinde özel bir yer vermek, hissettirdiklerine şükredebilecek kadar vefalı olabilmekti. Velhasıl; sevmek zor zanaattı ve ben zor olanı seçtim. Sevdim, seviyorum ve seveceğim. Bedeli ne olursa olsun, ödeyecek ve sevmekten vazgeçmeyeceğim…

Ayla Kapıcı/Ruh Bedene Küserse/Sayfa 24

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git